17/12/2025
ZİLAN DERESİ “GELİYÊ ZİLA”
Genel Kurmay belgelerinde bölgedeki olaylara ilişkin aşağıdaki bilgiler verilmektedir:
“25 Temmuzda: 1930
Erciş bölgesinde öteye beriye gizlenen perakende eşkıya gruplarını takip etmekte olan Derviş Bey Müfrezesi, bunlardan bir kısmını daha yakalamış ve kaçmaya teşebbüs edenleri imha etmişti. Bu temizleme ameliyesi sırasında ayrıca asilere ait 11 ganimet daha alınmak suretiyle toplanan 200 kadar hayvan Erciş'teki komisyona teslim edildi.”
“29 Temmuzda: 1930
Zeylan bölgesinde temizleme işi ile görevli olan Derviş Bey Müfrezesi, Zeylan ayaklanmasının birinci derecede amillerinden olan Pabuşkin köyü imamı ile dört asiyi müsademe sonucu ölü olarak ele geçirdi ve ayrıca 9 tüfek, 700 kadar hayvan toplandı.”
“2 Ağustosta: 1930
Derviş Bey Müfrezesi Koç Köprü, Gürgür Baba, Partaç dağı bölgesinde yaptığı araştırmada mağaralarda gizlenmiş olan asilerden Haso ile kimliği tespit edilemeyen arkadaşlarını ölü olarak ele geçirmiş ve bunlardan başka mağaralarda gizlenmiş olan kadınları toplayarak bu köylere yerleştirmişti. Karamelik Zoraya köylerinin araştırılmasında da biri ölü, biri yaralı ve 15'i diri olmak üzere 17 asiyi yakalamış ve bunlara yataklık eden Karamelik köyünü tahrip etmişti.”
“Zeylan bölgesindeki temizlemenin hâlâ sonu alınamamıştı. Derviş Bey Müfrezesi, 10 Ağustosta Pani yaylası civarında ünlü asilerden Sultan, Yusuf, Hamza, Kasım, Tahir, Körhüseyin'in amcazadesi Kasım ve Muhittin adlarındaki şahıslan yakalamaya muvaffak olmuş, bunları saklayan Şerefli ve Maral köylerini yaktırmış ve bu arada 30 kadar silâh ele geçirebilmişti.”
Oysa gerçekte yapılanlar bunlarla sınırlı değil tam bir vahşetti.
Erciş kuşatmasından sonra yöreye sevk edilen Askeri güçler bölgede büyük bir kıyıma girişirler. Zilan deresindeki 44 köy yakılır. Hayvanlarına ve diğer mallarına el konur ve bu köylerlerde yaşayanlardan ele geçen tüm insanlar katledilir. Söz konusu köyler şunlardır:
Hasanabdal, Aks, Şahbazar, Doğanci, Tendurek, Çakırbey, Yilanlık, Harhus, Babazeng, Kömür, Şor, Şorik, Mürşit, Mescitli, Karakilis, Kündük, Zorava, Aryutin, Hallacköy, Koşköprü, Kuruçem, Mülk, Yekmal, Kilise, Gosk, A.Partaş, Y.Partaş, Binesi, Bunizi, Pelexlu, Kerx, Sögütlü, Mığare, Kardoğan, Kelle, Hostekar, Süvarköy, Kızılkılise, Ziyaret, Hiraşen, komik, Şeytanava, Birhan, Y.Koşköprü.
Zilan deresi iki koldan oluşur; Zilan deresi ve Hacideri deresi. Zilan deresindeki köyler; Komır, Zorava, Kaşesor, Eqıs, Ba- bazeng, Xarxus, İlani, Hacikaş, Çakırbey, Hesenabdal, Qerekilis köyleri halkı yörede Ceme Gürceme olarak anılan vadide(Adağeybé), grup, grup, topluca birbirlerine bağlanarak makineli tüfeklerle taranıp öldürülürler. Burada öldürülenler ağırlıklı olarak Bekıri ve Hemoyi aşiretindendirler.
Hacıderi deresi Boynızlı köyü yakınında yine aynı şekilde, Hacıderi Aşiretinden, Bonızli, Konduk, Sicali, Oardoğan, Mığare, Soqıtli, Kerğ, köylüleri çoluk çocuk, genç yaşlı ayırımı yapılmadan katledilirler. Bütün köyler ateşe verilir. Zilan deresinde katledilenlerin sayısı o günkü basında 15,000 kişi olarak verilmiş olmasına rağmen bazı kaynaklar bu sayıyı 47,000 kişi olarak vermektedirler. Mele Haydar Varlı Zilan katliamında kadledilenlerin 15.170 kişi olduğunu söylemekteydi.
Katliamın boyutunu o günün basınından da öğrenmek mümkün.
Vakit Gazetesi 13 Temmuz 1930
“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekât devam ediyor. Dünden beri harekât sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.”
16 Temmuz 1930 Cumhuriyet Gazetesi imha edilenler ara başlığı ile şu haberi vermektedir;
“Ağrı eteklerinde eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk ve orada iskân olunmuştur. Zilan harekâtında imha edilen eşkıya miktarı 15.000’den fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1.000 kişi olarak tahmin ediliyor. Zilan deresinden sıvışan 5 şaki de teslim olmuştur. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lepalep cesetle dolmuştu...”
Bu sayının içinde çok az sayıda direnişçi vardır, öldürülenlerin çoğu direnişçilere yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle katliama maruz kalan köylülerdir. Hatta pek çoğu direnişçilere katılabilir veya yardım edebilir endişesiyle katledilmişlerdir.
Zilan deresi katliamında direnişçi olan Reşo’ye Meme'nın kızı Keser Şah anlatıyor:
Annem ünlü Milis Sıdıqe Hesen Keçele’nın bacısıdır. 1926 yılında babam Reşo sürgüne gönderilmek istenince dağa çıkmış. Zilan kat1iamında Derviş ve Yaşar Bey adlı komutanlar Babama haber yollayıp silahıyla teslim olması durumunda kendisine bir şey yapmayacaklarını dayım Sidiq vasıtasıyla kendisine iletmişler. Babam teslim olmayınca da, annemi iki çocuğuyla birlikte tutuklamışlar. O sırada annem bana hamileymiş. Annemin tutuklanmasını kendisine yediremeyen babam gelip teslim olur. Teslim olduğu köy Girqusda, nerelerde barındığını, kimlerin kendisine yardım ettiğini söylemesi için annemin ve köylülerin gözü önünde çırılçıplak soyarak, vücudunda cepler yaparak zorla ellerini sokarlar. Babam kimsenin kendilerine isteyerek yardım edip barındırmadığını kendilerinin silah zoruyla beslenme ihtiyaçlarını temin ettiklerini söyler. Bunun üzerine babamı kurşunlayarak öldürürler, îki kardeşimi de annemin gözü önünde öldürürler.
Hevırzong köyünden Ahmet'e Xalıt, Katliamla ilgili olarak şunları anlatıyor;
"Hemoyi aşiretinden Hasanabdal köyü halkından Şükrü ağa ve amcasının çocukları Mehmet, Reşit, Ahmet, Hamza adlı şahıslar Zilan katliamından önce Batı Anadolu'ya sürgüne gönderilmek istenmiş, onlarda pek çok kişi gibi sürgün dayatmasına karşı, dağa çıkmışlardı. Ağrı direnişçilerinin bölgeye gelmeleri ile onlarda direnişçilerle birlikte, Çakırbey karakolu baskınına katıldılar. Karakol baskınında karakolda bulunan askerlerin hepsi öldürülür ve silahlarına el konur. Direnişçiler bu baskından sonra Erciş ilçesine yönelirler. Direnişçilerin Zilan vadisinden çekilmelerinden sonra bölgeye Diyarbakır'da dahil tüm çevre illerden sayıları onbinlerle ifade edilebilecek çok büyük bir askeri sevkiyat yapılır.
Askerlerin bölgeye gelmesi halk arasında büyük bir korkuya neden olur. Bazıları katliam korkusundan köylerini terk edip dağlara çıkarlar. Bazıları ise, masum olduklarını düşünüp köylerini terk etmezler. Hatta askerlere hoş görünmek amacıyla yemek ikram edenler de olur. Bunlardan birisi de Hemoyi Aşiretinden Qulixan’ın yeğeni Ömer’dir. Ömer, kazanlarla yemek yapıp askerlere ikram eder. Askerler kendilerine ikram edilen yemekleri yedikten sonra Ömer ve beraberindekileri öldürerek mükâfatlandırırlar!
Hemoyi aşireti mensuplarının yaşadığı, o dönemde oldukça kalabalık sayılabilecek Şorık ve Mürşit köyleri halkını, çoluk çocuk, kadın erkek ayırımı yapmadan herkesi öldürüp, tüm insan ve hayvan barınaklarını ateşe verirler.
Doğaci, Yekmale, Şore, Kilise, Sarbazar (şeyhlerin köyü) Zorava ve Hasanevdal köylülerini ise, Hasanevdal köyünün altında o dönemde cebeli denilen, daha sonra yöre halkının kayıplar adası anlamına gelen Adageybé olarak adlandırdığı bir tarafında tepe bir tarafından da Hasanabdal çayı geçmekte olan bir cayırda toplayıp topluca ateş altına alırlar. Aynı bölgede bulunan ve celali aşireti mensuplarının yaşadığı aks köyünü ise, devlet yanlısı olan köy imamı Mele Haşem askeri yetkililerle görüşüp köyü, köy sakinlerine yaktırıp katliamdan kurtulmalarını sağlamıştır.
Bu olayların hala hayatta olan tanıkları vardır. Bunlar, makineli tüfeklerle taranıp öldürülen insan cesetlerinin altında sağ ya da yaralı olarak kurtulanlardır. Bunlardan birisi Ecem ağanın kızı Reyhan’dır. Halen Karakilis te evli, süngü darbesiyle kalçasından aldığı yaradan dolayı sakattır.
Bir diğeri ise, Hasanabdal köyünden Reşitê Mêhemet’tir. O da kurtulan pek çok kişi gibi cesetlerin altında ölü takliti yaparak kurtulabilmiştir.
Hacıderi deresinde ise, İsıki aşiretinin yerleşik olduğu Mılk, Kundık, Gomık köyleri ile Heciderilerin yaşadığı köyler Kerğ, Mığare, Sogıtli, Bonızli, Hostekar ve Kardogan ile Bekırilerin köyleri olan Cakırbey, Komir, Xarxus, Hacikaş, Mezre köyleri de aynı şekilde katliama maruz kalırlar.
Yörede pek çok trajik olay yaşanmıştır. Bu olaylardan halk arasında anlatılanlardan birisi de Malazgirtli Zazo adındaki Kürt kökenli bir askerin yaptıkları ya da ona yaptırılanlardır. Katliam sahasında komutanın “gâvur Zazo vur!” emriyle pohpohladıgı Zazo, böbürlenerek hamile kadınların karnını süngüleyip, çocuklarını çıkartmıştır.
Ahmedê Xalît sözlerine devamla şunları söylüyor.
“Mirza Efendi'nin oğlu Hüseyin, Ziyaret köyünde yaşayan yaşlı bir kişiydi. Katliama ilişkin bir anısını bana su şekilde aktardı;
Zilan katliamında ben Diyarbakır’da askerdim. Diyarbakır’dan bölgeye sevk edilen askeri, birliklerin içinde bende vardım. Bölgeye intikal ettiğimizde katliam yeni yapılmıştı. Bizler firar edenler ya da, katliamdan kurtulup gizlenenlerin bulunması ile görevliydik. Çakırbey köyünde bu amaçla arama tarama yapıyorduk, daha önce katledilen ve yakılan köyün yıkıntıları arasında sağ kalan insan arıyorduk. Aramalar neticesinde iki kişi bulundu. Her ikisini de alıp komutanın yanına getirdiler. Bizler de arama faaliyetini tamamlayıp orada toplandık. Yakalananlardan biri 80 lik ihtiyar bir adamdı. Diğeri ise, halinden doğumunun çok yakın olduğu belli olan hamile bir kadındı.
Komutan, yaşlı adama bir, iki tekme atıp;
—Bu adam zaten gebermiş, iki kişi kadının kollarından tutsun, dedi.
îki asker daha önce gördüğü dehşetinde etkisiyle tir tir titreyen zavalı kadının kollarından tuttu.
Komutan;
-içinizde bu kadının karnını deşip piçini çıkaracak bir gönüllü biri çıksın, diye bağırdı. Bir kaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı.
Bunun üzerine, bu işi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükâfat izni var dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. İki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardı. Kadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu.
Komutan;
- Bakın bakalım piç, erkek mi kız mı? Diye sordu. Asker erkek diye cevapladı, Komutan;
-O piçin erkek olduğunu tahmin etmiştim, dedi.
Asker çocuğu da süngüleyip öldürdü.
Nuriyê Heso'nun eşi Emine, iki çocuğu ve. 7–8 yakınıyla katliamdan kaçıyorlardı. Hasanabdal yakınlarındaki, îna pışika (kedilerin ini) adlı mağaraya sığınmak için Hasanabdal çayının kenarından yürüyorlardı. Çocukların ağlamalarının kendilerini ele vereceğinden korkan beraberindekiler Emine'ye;
-Ya çocukları çaya at, ya da biz öldüreceğiz, derler.
Kadıncağız çaresizlik içinde iki yavrusunu da çaya atar. Mağaraya gidip, orada gizlenirler.
—Bizim evimiz o tarihte Hevırzong köyündeydi. Hasanabdal köyündeki akrabalarımızın çoğu katledilmişti. Amcalarım, dedem de dahil. Fakat bizim köye karışmadılar. Babam, akrabalarımızın imdadına koşmak, en azından ölüleri gömmek için, gece katliamın yapıldığı Cebeliye gider. Anlattığına göre; köpekler insan etine alıştıklarından kendilerine de saldırıyorlarmış. O sahaya zor bela girebilmişler. Sahaya girdiklerinde köpeklerce yenilmiş, büyük bîr kısmı tanınmaz halde olan yüzlerce cesetle karşılaşmışlar. Katledilenler ancak gece kimse görmeden gizlice ve topluca toprağa verilmiş. O yörede aradan geçen seksen yıllık süreye rağmen hala insan kemiklerine raslamak mümkündür.”
Zilan katliamında destanlaşanlardan biri de Reşo’yâ Sılo’dur.
Reşo, karısı Zeyno'ya deli gibi aşıktır. Zeyno’da Reşo’ya. Reşo, Zilan kuşatmasında direnişçilere katılır. Reşo ile Zeyno Zilan'daki takibat ve katliam nedeniyle 7 günden beri Güllü Çimen'de bir mağarada saklanmaktadırlar. Bir sabah uyandıklarında kuşatıldıklarını görürler. Askerler soğuktan parmakları donan Reşo'nun kafasını keserler. Gözlerinin önünde kocasının kafası kesilen Zeyno’da feryat figanla Reşo’nun cesedine kapanıp ağlar. O’nun da kafasını keserler. Bekıri Aşiretin’den olan Reşo ve Zeyno’nun kesik kafalarını köy köy gezdirip teşhir ederler. Bu olayı konu alan bir ağıt yörede hala söylenmektedir. Türkçesi;
"Reşo, sen diyordun benim üzerime daha yiğit çıkmış değildir, Tut tüfeğinin ortasından ve silkin yiğitçe."
Zilan katliamından kurtulan pek çok kişi hala hayattadır. Ercisin Oerekılis'te Hacı Nadir. Akcıra köyünden Hacı Şebab'ın annesi Perişan, Tevladere de Hacı Tahır, Gırqus köyünde Mecit ve daha pek çok kişi katliam esnasında cesetlerin altında kalmış sanılmaları nedeniyle katliamdan sağ kurtulmuşlardır.
Katliamdan kurtulan 2 kardeşten bir olan Zılfo nine bizim köyde “Zomîk” evliydi.
Zılfo Nine ile kardeşi Tosun katliamda cesetlerin altında kalarak büyük bir şans eseri ölü sanılıp, kurtulmuşlardır. Tosun Adağeybe'den Bulanık İlçesinin Şeyh Yaküp Köyü’ne kadar yüzlerce kilometre yolu akarsu yatağını izleyerek gitmiş, orada akrabalarının olduğu, Muhtarlığını da akrabası Acem'é Meleoğlu'nun yaptığı köye sığınmıştır. Bu köyde daha sonra çobanlık yapan Tosun’u devlet güçleri izleyerek yakalamışlardır. Büyük katliamın tanığı Tosun araya giren Muhtarın verdiği rüşvetle adının Tosun değil, Mehmet Tosun olduğu söylenerek aranan kişi olmadığı gerekçesiyle kurtulabilmiştir.
Katliamdan sonra, katliam artığı kişiler saklandıkları yerlerden toplatılarak Erciş'in İrşad köyünde birbirlerine bağlı bir şekilde kurşuna dizilmek üzere bekletilirken, uzaktan bir atlı elindeki bir kâğıdı sallayarak; “durun, durun” diye bağırarak gelmiş. Bunun üzerine askerler atlının gelmesini beklemişler gelen ünlü milis Sıdık’ê Hesen Keçelê;
-Durun bunların af kararını getirdim, diyerek elindeki kâğıdı komutana uzatmış. Belgeyi okuyan Komutan, af edildiklerini söyleyip, serbest bırakmış. Bu olayın aynısı Dersim katliamından sonra da yapılmıştır. "Mustafa Kemal’den emir geldi öldürmeyin diye" Daha sonraları da yörede katliamların M. Kemal’den habersiz yapıldığı M. Kemal'in olayı duyduktan sonra Yüzbaşı Derviş beyi idam ettirdiği haberi yaydırılmıştır. Şüphesiz bu taktikler katliamdan sonra yöre halkı içinde sorumluluğu birilerine yükleyip, devletin imajını kurtarmayı amaçlayan kısmen de tutan taktiklerdir. İşin aslı Genelkurmay belgelerinde mevcut, Derviş beyin faaliyetlerinden duyulan memnuniyet takdir edilmektedir.
Zilan katliamı; insanoğlunun yaşadığı en barbar katliamlardan biridir. Çoluk çocuk, Genç yaşlı, Kadın erkek ayırımı yapılmadan ele geçen herkes kurşuna dizilmiş. Bütün köyler ateşe verilmiştir. Katliam esnasında ve sonrasında tam bir can pazarı kurulmuştur.
Milisler Sıdiqê Hesen Keçele ve Cevher Efendinin çocukları ile diğerleri, rüşvet, vermeyenleri öldürtmüş, verenler kurtulmuştur. Pek çok insan ancak kendisi için yeterli, rüşveti verebildiğinden kendisini kurtarmış, yakınlarını kurtaramamıştır. Katledilen köylülerin mallarını Keskoi Aşireti ile Milisler ve komutanlar yağmalamışlardır. Patnos'ta dahi Şeyh Ali Ataseven'in anlattığına göre, Bazı aileler ile bölük komutanı Mahir Bey bu talandan 200’er 300’er küçük ve büyük baş hayvan edindiler.
Katliamdan kurtulanların bir kısmı dağlara çıktılar, bir kısmı da Fılıstan’daki, (Adilcevaz) Erciş'teki Patnos’ki köylere gidip sığındılar. Fakat katliam mağdurları buralarda da rahat bırakılmadılar. Bir kısmı takip edilip yakalandı, diğerlerinin başına bu defa milisler bela oldu. Millisler bu katliamzedelere ait ne varsa talan ettiler.
Zilan deresinde katledilenlerin köylerindeki gayrimenkuller uzun yıllar Erciş ilcesine reislik yapan Cevher Efendi ve oğulları Süleyman'la Îdris'in eline geçti.
Hacıderi deresindekiler de, Sıdiqê Hesenkecelê'nin. Bu iki milis aile, katliamın olduğu 1930’dan, 1950’ye kadar bu köyleri ekip biçti, Kocköprü'de iki derenin birleştiği yerde, bir karakol inşa edîdilerek söz konusu köylere yerleşim engellendi. Bütün bu köyler, 20 yılı aşkın bir süre bu iki ailenin tasarrufunda kaldı.
Göç ettirildikleri köylerinin hasretiyle yirmi yıl bekleyen Zilanlılar her yemeğe oturuşlarında “Hûdê Zedeke, geli avake” Allah ziyade etsin, Zilan deresini inşa etsin diye dua etiler. 1950 de Zilan deresi yerleşime açıldı. Zilanın orta yeri geniş, düz ve oldukça geniş bir alan ki katliam öncesi 5 köyün arazisiydi. Altındere Harası adıyla devlet üretme çiftliği yapıldı.
Bu alanın önemli bir kısmına 1980’de Kırgız asıllı Afgan göçmenleri getirilip yerleştirildi. Bu Kırgız göçmenlere devlet parası ile Ulupamir adında bir köy inşa edilmekle kalınmadı, kendilerine ayrıca hayvan, tarım makineleri ve parasal yardımlarda yapıldı. Daha sonra Ulupamir köyünden 200 kişi korucu yapldı. Şimdi binlerce yıldır orda yaşayan insanlara karşı vatan savunmasını üstlenmiş durumdalar. Katliamlar yalnızca Zilan’la sınırlı değildi. Ağrı’da da korkunç katlimalar yapıldı.
1986’da Diyadinli Mehmet Emin Peker, bana; 1930’da Ağrı Tümen Komutanlğının çevresindeki tel örgülerin bağlı olduğu kazıklara 20 direnişçinin kellesinin bir aydan fazla çakılı olarak teşhir edildiğini söyledi.
Yine Doğubeyazıt’ın Karabulak karakolunda yapılan katlimalarda yüzlerce insan öldürülmüştür. İsyanın liderlerinden Seyit Resul’de Karabulak yakınlarındaki sazlıkta öldürülür. Onun da kesik kafası, amcasının oğluyla birlikte bir hafta süreyle Doğu Beyazıt adliyesinin kapısında teşhir edilir.
Not: Kaynak, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Heyderan Aşireti ve Ağrı Direnişi. Kemal Süphandağ
Menaf Aktekin