10/07/2024
Venedik'in Temelinde Ne Var?
Venedik, kuzeydoğu İtalya’da birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan 118 adanın üzerine ve kıyı şeridi boyunca uzanan Venetian Lagoon bataklığında, Po ve Piave nehirlerinin deltaları arasında kuruludur. Şehir bütünüyle Dünya Mirasları listesindedir.
İLGİNÇ TARİHİ;
(NEDEN BU BÜYÜK ZAHMET? NİYE BURAYA BİR ŞEHİR KURMAK?)
Venedikliler, İlirya’dan (Bugünkü Arnavutluk civarı) göçüp Anadolu’da Paflagonia’ya (Bugünkü Kastamonu, Sinop civarı) yerleşmiş, Troya savaşına katılmış sonrasında İtalya’nın kuzeyindeki bereketli topraklara gelip, M.Ö 1184’te Padova kentini kurmuş Venetler’in torunlarıdır. Şu anda dünyanın en iyi korunmuş ve en ilginç şehirlerinden biri, o dönemde uçsuz bucaksız sazlıklarla kaplı bir lagünmüş. Venedikliler, o dönemde Anadolu’dan taşıdıkları kültürel zenginlikleri bu topraklarda kullanmaya başlamışlar ve yazları tuzlaya dönüşen Venedik lagününden elde ettikleri tuz sayesinde ticareti geliştirmişler.
M.S 402 yılında Doğu Roma İmparatoru Gotlarla anlaşıyor ve saldırılarının yönünü Konstantinapolis’ten İtalya topraklarına çeviriyor. Gotlar tarafından yakıp yıkılan şehirlerinden kaçmak zorunda kalan Veneto bölgesi halkı çareyi akarsuyun yönünü değiştirerek bu akarsuyu lagüne doğru yönlendirmekte buluyor. Böylece şehrin etrafı sularla kaplanıyor. Yüzyıllar boyunca ekmeğini lagünün nimetlerinden kazanan Veneto halkı bu su parçasında hayatta kalmayı çok iyi beceriyor, atlı akıncılar olan Gotların ise bu bataklıkta ilerlemesi imkansız. Kendini Gotlardan korumaya çalışan Veneto halkı böylelikle dillere destan Venedik’in temellerini atmış oluyor…
TEMELLERİN MİMARİSİ: (NASIL?)
Aslında kazık uygulaması bilinen, eski bir teknik. İlk uygulayan kimdir bilemiyorum ama Vikinglerden Mimar Sinan'a tüm dünyada üstadlar kullanmıştır bu tekniği. Bizden örneğin Büyükçekmece'deki köprü, Dolmabahçe Sarayı ve Haydarpaşa Garı da yapılırken de aynı teknik kullanılmıştır.
Önce, kütükleri yüzdüre yüzdüre getirmişler, sonra minik çamur adacıklarının arasındaki kanalları derinleştirip çıkan çamurla bunların zeminini biraz daha güçlendirmişler ve sonra da kazıkları bir bir yanyana çakarak çamurla sıvadıktan sonra yaşam alanlarını yaratmışlar.
Ayakların oturacağı yerler batardo ile çevrelenmiş, batardo içindeki su tulumbalar ile çekilmiş ve yaklaşık 6 metreyi bulan kazıklar şahmerdan ile çakılmıştır. Köprü ayağının, bina temellerinin taş blokları bu kazıkların üzerine oturtulmuş, taş bloklar metal kenetler ile kurşun akıtılarak bağlanmış ve ilgili yapılar bu sayede yüz yıllardır hasar almadan günümüze kadar gelebilmiştir.
Kazıklar, şuan Slovenya ve Hırvatistan olan bölgeden getirilmiş ve meşe, karaçam gibi suya dayanıklı ağaçlardı. Sonraki yıllarda İtalya'nın yanık kızılağaç, zeytin veya meşe ağaçları, Anadolu'nun yoğun sakızlı kamalak çamları, Lübnan'ın sedirleri ve hatta Sibirya'dan getirilen sibirya çamları, huş ve kayın ağaçları da kullanılmıştır.
Ahşabın çürüyebilmesi için hem hava hem de suyun aynı anda ahşaba nüfuz etmesi gerekir. Suyun altında oksijen olmadığı için ve lagün suyunun zengin alüvyonları ve killi toprağı kazığın etrafına toplamasıyla ahşaplar çürümez, aksine bir kaya kadar güçlenir.
Kazıkları birbirine çok yakın çakıp zamanla alüvyonlar suyun üzerine çıkmasın diye taşlarla doldurmuşlar. Özellikle su geçirmediği için mermer kullanılmış ve duvar örme işinin temelleri de yine bu zamanda atılmış. Venedik’in alt yapısını oluşturan bu kazıklar üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen hala bir kaya kadar sağlam ve binaların temelleri bu kazıklarda oluşup taştan binalar bu temellerin üzerine oturtularak yapılmış.
Binalar, 1500 yıl önce kesilen, 60 metre uzunluğundaki, suya dayanıklı bu ağaç gövdeleri üzerine inşa edilmiş. Kullanılan ahşap kazıkların sayısı yaklaşık 10.000.000’dur.
Ahşap; yumuşak alüvyon ve kirden geçerek üstteki binaları destekleyecek kadar güçlü sert bir kil tabakasına dönüşmüş.
Muhteşem bir mimari, teknik ve uygulama...
🇮🇹