10/11/2021
Atatürk’ün ölüm haberini Ankara’daki İsmet Paşa Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda aldım…
1938 senesinde Necatibey Kız Enstitü’den mezun olduktan sonra Ankara’daki İsmet Paşa Kız Teknik Öğretmen Okulu’na gittim. Atatürk’ü daha çok göreceğim için seviniyordum. Çünkü hep duyardık Çankaya’dan yürüyerek gelir, halkın arasına karışır diye. O senelerde hastalandığı haberi duyuldu, hastalığı tabii üzüntü veriyor ama ölümü aklımıza gelmiyordu; “iyi olacak” diye bekliyorduk. 10 Kasım 1938 tarihinde sabahleyin atölyedeydik. Öğlen üzeri zil çaldı yemekhaneye doğru koşturduk. Aşçımız çok lezzetli yemekler yapardı. İnsan hevesle yemekhaneye giderdi. O gün de yine karnımız acıkmış, güle oynaya yemekhaneye gittik. Kapıyı açtık bir baktık hindili pilav, kadıngöbeği... Herkes sevindi. Sınıfımızda da iki tane İranlı arkadaş vardı. Birden arkadan dalga dalga bir haber yayıldı. “Atatürk öldü, Atamız ölmüş” diye. Biz bunu duyunca orada donduk kaldık. Büyük bir üzüntü içine girdik ve kimse yemek salonuna bir adım atamadı.
Ben şoku atlatamadan yanımda birisi “Babamız gitti” dedi ve şırak diye yere düştü, bayıldı. Birden arkadaşa baktım ve içimden “Aaaa İranlı arkadaş! O böyle ‘Babamız gitti’ diye düşüp bayılırsa, benim ölmem lazım” dedim. Aynen bu duyguyu hissettim. Yani düşünün Atatürk’ün sadece Türkiye’de değil, bütün devletlerarasında sevilen ve sayılan birisi olduğunun göstergesiydi bu.
Ankara Etnografya Müzesi’ne na’şını getirdiklerinde kortejine katıldım. Nefes kesen bir şeydi. Herkesin başı önünde sessizce ağlıyordu. Hiç ses yoktu ve herkes gözyaşlarını içine akıtıyordu. Yan sokaklarda ara ara sıhhiye arabaları vardı. Bayılan olunca sessizce alırlar ve götürürlerdi. Hiç kimsede bir çıt yoktu. Bütün devletlerden temsilciler gelmişti. Hepsi çok şık kimselerdi. Belli ki, özel seçilmişlerdi.
Necitabey Kız Meslek Lisesi mezunu ve öğretmenlerinden 1919 doğumlu İsmet Devletkuşu hanımefendi ile yaptığımız bir söyleşiden alıntıdır. Bu vesileyle kendisini de rahmetle anıyoruz.