Yunus A. Özdemir Studio

Yunus A. Özdemir Studio upon a basic human life Company

O MALUM KAREDEN KIRK BEŞ SANİYE SONRA2010 yılında Bilgi Mimarlıkta master yaparken bölümdeki hocalarla kavga etmekten sı...
23/04/2021

O MALUM KAREDEN KIRK BEŞ SANİYE SONRA

2010 yılında Bilgi Mimarlıkta master yaparken bölümdeki hocalarla kavga etmekten sıkıldığımdan seçmeli dersimi okulun efsane programı Kültürel İncelemeler’den almaya karar verdim. Bülent Somay’ın ( ) verdiği ‘Kültürde Psikanalitik Yöntem’ dersi gerçekten de hayatımı değiştirdi.

Dersi alan 50 kişi var. Bir o kadar kişi de sadece dinlemeye geliyor. 100 kişi, o zamanlar daha az binası ve daha küçük sınıfları olan Bilgi’nin en geniş sınıfında heyecanla dersi dinliyoruz. Psikanaliz dersleri öyle bir şey ki, yüzyıllar önce yaşananlar sizin zamanınıza, onbinlerce kilometre ötenizde yaşananlar da bulunduğunuz mekana gelebiliyor anında.

Sınıfta ağırlıkla felsefe, kültürel incelemeler, karşılaştırmalı edebiyat, psikoloji, sosyoloji, antropoloji ve sinema bölümlerinde lisans yapmış öğrenciler ile nadiren benim gibi alakasız bölümlerden gelmiş kişiler var. Yani ülkenin tüm kaplanları, aslanları, kartalları o sınıfta.

Bu yırtıcı kalabalıktan ürkerek biraz arkalara, ama hocanın da ne dediğini kaçırmayacak kadar ortalarda bir yere erkenden gidip oturuyorum. Kalabalığın çoğu hocayı şaşkınlıkla dinlese de hocayla aynı kanı emmiş olan da çok fazla öğrenci var. Hatta bunlardan biri olan Cihan’ın ( ) hocayla atışmalarına hayran kaldığımdan sonrasında paçasına yapışıp zorla arkadaş olmuşluğum bile vardır.

Bülent Hoca derslerini çoğunlukla popüler kültürden ve sinemadan bahsederek anlatır. Hoca; Alfred Hitchcock filmleri, John Carpenter filmleri, The Matrix ve Fight Club ile dersleri alıp götürürken benim aklım Andrei Tarkovsky’de. O zamanlar Tarkovsky’yle ikinci baharımı yaşıyorum. Her gece defalarca izliyorum filmlerini. Yeniden ve yeniden...

Ve nihayet adamımız Lacan, konumuz “Le Reel”. Özetle diyor ki Lacan: Gerçek, sizin bulmayı umduğunuz yerin en uzağındadır.

Malum kareden kırk beş saniye sonra, adam gelip kadının oturduğu çite oturduğunda, ağaç çit kırılır, adamla kadın yere düşer. Kadın hemen kalkıp giderken adamın gözü bir şeye takılır. Sürekli gördüğü sıradan detaylar sırtı toprakta yatarken ona ilginç gelmiştir.

Animals of Picasso
10/10/2020

Animals of Picasso

Mekan Laboratuvarı, ESOGÜmim, 2004Inst. Murat Uluğ
29/04/2020

Mekan Laboratuvarı, ESOGÜmim, 2004

Inst. Murat Uluğ

Başıbüyük Mahallesi Kentsel Dönüşüm ProjesiInst. Cem Çelik @ Başıbüyük Ormanı
19/04/2020

Başıbüyük Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi

Inst. Cem Çelik @ Başıbüyük Ormanı

Uzundere Cemevi Yarışması Eskizi
24/03/2020

Uzundere Cemevi Yarışması Eskizi

De-Programatik YapılarPorsuk Floral                 @ Porsuk Çayı
01/03/2020

De-Programatik Yapılar
Porsuk Floral

@ Porsuk Çayı

Bir yere bakış amacınız bakış aracınızı değiştirir.Başıbüyük Projesi, 2010
10/01/2020

Bir yere bakış amacınız bakış aracınızı değiştirir.

Başıbüyük Projesi, 2010

Perşembe Pazarı Çalışması, 2010
30/12/2019

Perşembe Pazarı Çalışması, 2010

Her şeyi tersine çeviren, tutunduğunuz tüm dalları elinize getiren, tamamıyla kavranması zor, kavrandığında ise kendini ...
26/12/2019

Her şeyi tersine çeviren, tutunduğunuz tüm dalları elinize getiren, tamamıyla kavranması zor, kavrandığında ise kendini hemen başka bir şeye dönüştüren bir kavramdır sanat. Bu iki muazzam sanat galerisinde, Steven Holl ve Mehmet Konuralp, neredeyse mimarlığa ihanet ederek harika galeriler tasarlıyorlar. Tasarlamanın da ilginç bir yapısı var; tüm davranışını değindiği bağlamdan alıyor. İşte tam bu noktada olmaz dediğiniz şeyler olur hale geliveriyor. Steven Holl duvar ve cephe kavramına, Mehmet Konuralp ise hem duvar hem cephe hem de zemin kavramına ihanet ediyorlar bu galerilerinde. Bunu yapmalarının nedeni, sergilendiğinde ‘başka bir dünya’ yaratacağını bildikleri sanat eserleri için, daha baştan, bu dünya koparılmış bir mekan yaratmaktır. Bu mekanı dünyadan koparmak için de temel kavramlara ihanet etmek zorundalar. Bir yarık yaratıyorlar dünyada, öyle bir yarık ki bu; ancak sanatın doldurabileği bir yarık.

Storefront for Art and Architecture,Steven Holl
Maçka Sanat Galerisi, Mehmet Konuralp

DÜMDÜM TEKETEK DÜM TEKETEK, ARABESK BU ARABESKMüzikle aramda hep bir uzaklık olmuştur. Bu uzaklığın nedeni yetişkin biri...
10/12/2019

DÜMDÜM TEKETEK DÜM TEKETEK, ARABESK BU ARABESK

Müzikle aramda hep bir uzaklık olmuştur. Bu uzaklığın nedeni yetişkin biri olana dek hiç müzik (sanat olan) dinlememiş olmamdır. Sanatın ne olduğunu düşündüğümde müzik hep ayak bağı olur bana.

Ben arabesk müzik dinleyerek büyüdüm. Bir şey yaparak büyümenin yan etkisi o şeyin sevgilerinizi belirlemesidir. Bir şey sevgilerinizi belirlediğinde iyiyle kötüyü ayırt etmeniz imkansızlaşır; nedir sanat olan, nedir sanat olmayan sizden saklanmaya başlar. Kritik olan nokta, sanatın beğenilerinizle ilişkisinin olmadığını kabullenmektir. Sanat, sizin seveceğiniz şeyler olmayabilir. Bir şey dününün; olmadığında da yaşamaya devam edebilirsiniz, olmadığında da keyfiniz kaçmaz; ama olduğunda yaşamdan daha fazla haz duyarsınız. Tabi, burada benim ilgilendiğim şey sanatın ne olduğunu anlamak değil, onu tanımlayabilmek. İşte bu tanımlama sorunu, beni kişisel olarak çok zorlayan bir noktaya sürüklüyor: İki uç nokta olarak kabul edebileceğimiz klasik müzikle arabesk müzik arasındaki ayrımı yapmam gerekiyor. Müzik terimlerini dışarda tutarak bu ayrımı nasıl yapabiliriz?

Klasik ne demektir biliyor musunuz? Klasik, kaynağı insanda olan şey demektir. Tarihsel olarak çok çok eski bir zamana aitmiş gibi de zannedilebilir. Ama ne kadar eski olduğu belirsizdir; çünkü eskiliği özünde zamansal değildir. Öyle eskidir ki; ‘insan kadar eski’ anlamına gelir. Bu ‘eskilik’ onu geri bir tarihe götürmez; insanın varoluşuna götürür. Bir klasik eser dinlediğinizde o sizi bu dünyadan koparıp başka bir dünyaya koyar. Ama o dünya daha iyi, daha kötü ya da keyifli bir dünya diye düşünmeyiniz. Sadece ‘bu dünya’ değildir. Klasik müzik sizi mutlu da etmez, mutsuz da etmez, sinirli de yapmaz; kızdırmaz da sevindirmez de ve keyiflendirmez de. Klasik müzik için söylenen ‘çok dinlendirici’ tarifi, dolayısıyla doğrudur. Bu dünyadan, bu dünyanın dertlerinden uzaklaştırdığı için, gerçekten de dinlendiricidir. Oysa arabesk müzik her anında bu dünyayı hatırlatır size. Sevinin der; üzülün, dertlenin, ağlayın ve de intikam alın; bağırın. Bileklerinizi kesin, der; kanınız aksın.

Eğer bir parça dinledikten sonra ya da sözde sanat eserini gördükten sonra bir eyleme geçme hissine kapılıyorsanız, o bir sanat eseri değildir. Klasik müzik dinledikten sonra gidip birinin camını taşlamazsınız. Sizi birinin camını taşlamaya iten her şey sanat eserinden uzaktır.

Birçok arkadaşımı mutlu edecek bir sonla bitirmek istiyorum bu kez. Arabesk müziğin sanatla ilgisi yoktur. Bu, benim ona olan sevgimi elbette köreltmez. Arabesk müzik sanatla ilgili olmayabilir; ama yaşamla pek yakından ilgilidir. Bu tür ayrımları yapmak bizi yaşamın geriliminden uzak tutar diye düşünüyorum, ne dersiniz?

Dert bende, derman sende…

Her kapıdan kovuldum, yerden yere vuruldum, ben de senin kulundum, yaşamak haram oldu…

Doğuşum kusurdur yaşantım hata, ben isyan ederim böyle hayata…

Ahım var ahım var yâre ahım var, dilimde bir öfke bir isyanım var, şimdi ne arayanım ne soranım var, artık yaşamanın ne anlamı var…

Ne olur yanıma kimse gelmesin, en yakın dostuma bile dargınım, kime güvendiysem kırdı kalbimi, canım dediğime dargınım dargın…

Kısmet değilmiş mutluluk, unutmaya çalışırım, bir sevenim olur elbet, sevmesen de alışırım…

Yükledim hasretin tüm çilesini, yürüdüm yürüdüm yolum bitmedi…

Güneş doğmayacak yarın üstüme, belki gözlerimi kapatacağım…

Şu koskoca dünya âlem içindeki neşe elem, yazımızı yazan kalem anladım ki hepsi yalan…

Kimler bırakıp da beni terk etmedi ki, sen de bir kenara at gitsin beni…

Baharda dost bilinmez, her gülen de gerçek gülmez, dar günümde nerde dostlar, çağırdım da kimse gelmez…

Tanrım kötü kullarını, sen affetsen ben affetmem…

“We take a handful of sand from the endless landscape of awareness around us and call that handful of sand the world.”Ch...
12/11/2019

“We take a handful of sand from the endless landscape of awareness around us and call that handful of sand the world.”

Chris is dead.

He was murdered. At about 8:00 P.M. on Saturday, November 17, 1979, in San Francisco, he left the Zen Center, where he was a student, to visit a friend's house a block away on Haight Street.

According to witnesses, a car stopped on the street beside him and two men, black, jumped out. One came from behind him so that Chris couldn't escape, and grabbed his arms. The one in front of him emptied his pockets and found nothing and became angry. He threatened Chris with a large kitchen knife. Chris said something which the witnesses could not hear. His assailant became angrier. Chris then said something that made him even more furious. He jammed the knife into Chris's chest. Then the two jumped into their car and left.

Chris leaned for a time on a parked car, trying to keep from collapsing. After a time he staggered across the street to a lamp at the corner of Haight and Octavia. Then, with his right lung filled with blood from a severed pulmonary artery, he fell to the sidewalk and died.

I go on living, more from force of habit than anything else. At his funeral we learned that he had bought a ticket that morning for England, where my second wife and I lived aboard a sailboat. Then a letter from him arrived which said, strangely, "I never thought I would ever live to see my 23rd birthday."

His twenty-third birthday would have been in two weeks.

After his funeral we packed all his things, including a secondhand motorcycle he had just bought, into an old pickup truck and headed back across some of the western mountain and desert roads described in this book. At this time of year the mountain forests and prairies were snow-covered and alone and beautiful. By the time we reached his grandfather's house in Minnesota we were feeling more peaceful. There in his grandfather's attic, his things are still stored.

I tend to become taken with philosophic questions, going over them and over them and over them again in loops that go round and round and round until they either produce an answer or become so repetitively locked on they become psychiatrically dangerous, and now the question became obsessive: "Where did he go?"

Where did Chris go?

Robert M. Pirsig

Mekan, zamanın nümerik bir değerden başka tür bir değere dönüştürülmesidir.     #
09/11/2019

Mekan, zamanın nümerik bir değerden başka tür bir değere dönüştürülmesidir.

#

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yunus A. Özdemir Studio posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Yunus A. Özdemir Studio:

Share